Menu
Hayvan Endüstrisi

Evcilleştirilmiş Hayvan Beslenmesi Üzerine

2 sene kadar önce veganizm felsefesi üzerine okuma yapmak için kitap araştırırken Zoopolis’e denk geldim. Sue Donaldson ve Will Kymlicka adlı araştırmacıların hayvan haklarıyla ilgi politik bazı teorileri öne sürdükleri güzel bir eser olmuş. Kelimesi kelimesine onaylamasamda özellikle evcil hayvanların beslenmesi üzerine kaleme aldıkları yaklaşımı paylaşmaya değer buldum. Kitabı henüz okumadıysanız bir tane edinip kütüphanenizde bulundurabilirsiniz.
Genel anlamıyla kitap; şehirlerde ve çiftliklerde yaşayan hayvanların insanlarla karşılıklı bağımlılık içinde,nesiller boyunca yetiştirilmiş olmalarından ötürü idari topluluğa ait tam vatandaşlar olarak kabul edilmeleri ve yurttaşlık haklarının verilmesi gerekliliğini savunuyor.
Sizinle paylaşmak istediğim,kitabın dördüncü bölümünde yer alan ‘’Evcilleştirilmiş Hayvan Beslenmesi’’üzerine olan kısım.

Şöyle yazıyor;
‘’Evcilleştirilmiş hayvanlara karşı sorumluluklarımız arasında, onların yeterli beslenmesini sağlamak da vardır. Bu hususta bir başka ikilemle karşı karşıya kalırız: Evcilleştirilmiş hayvanlarımızı,eğer (sözde)doğal beslenmelerinin bir parçasıysa,etle beslemek zorunda mıyız? Eşit evcilleştirilmiş hayvan vatandaşlarımıza karşı görevlerimizi yerine getirirken başka hayvanları ete dönüştürmek zorunda mıyız?
Bu noktada , bir adım geriye çekilip hayvan beslenmeleri sorusunu genel olarak ele almamız gerekiyor. Faillik icra edebilecekleri alanların genişliği göz önüne alındığında,bazı evcilleştirilmiş hayvanlar (özellikle tavuklar,inekler,keçiler,koyun ve atlar ) kendi beslenme ihyiyaçlarını karşılayabilirler. Daha önce Rosamund Young’un serbest dolaşan ineklerinin kendilerine dengeli bir beslenme oluşturdukları,doğuma nasıl hazırlandıklarına dair tasvirlerinden söz etmiştik (Young 2003).Diğer hayvanlar ise,beslenme ihtiyaçlarını gidermek için yakın gelecekte de bize bağımlı olacaktır. Köpek ve kendi yoldaşlar,avcılık ve leş yiyicilikle beslenmelerini sağladıkları yaban hayatından uzun süre önce koparılmıştır. Vahşi köpekler ve kediler kendi başlarına hayatta kalabilirler,ancak beslenmeleri insan tarafından desteklenmediğinde pek de gelişmezler. Aslında köpekler ve kediler uzun zamandan beri insan aileleriyle yaşamaya ve yiyeceklerini paylaşmaya adapte olmuşlardır. Son yıllarda, özel olarak hazırlanmış kedi ve köpek maması fikrine alıştık. (Bu da, köpeklerin ve kedilerin beslenme ihtiyaçlarının insanlardan farklı olduğuna dair anlayışın giderek geliştiğini gösterir. Aynı zamanda, endüstrileşmiş bir et sisteminin yan ürünlerine de pazar bulma arzusuna işaret eder.)Yine insan-evcil hayvan tarihinin genelinde,köpekler ve kediler aile artıklarını yiyerek ve otlakçılık yaparak beslenmiştir. Özellikle köpekler hayli esnek hepçil olarak evrimleşmiştir. Köpeklerin (uygun biçimde planlanmış) vegan bir diyetle beslenebileceğine dair epey kanıt vardır. Kedilerin de,her ne kadar etçil olsalar da,yüksek proteinli,taurin ve diğer besleyici öğelerle desteklenmiş vegan diyetlerle beslenebileceğine dair kanıtlar da artmaktadır. Bu gerçekleşirse ,adil bir insan-hayvan dünyasına geçiş,hayvan yoldaşlarımızı beslemede aşılmaz ahlaki ikilemlere gebe olmayacaktır.


Eleştirmenler,vegan diyetin köpekler ve kediler için doğal olmadığını savunacaktır. Ancak köpekler ve kediler yüzyıllardır bizim dünyamızın birer parçasıdır ve çeşitli kültürel diyetlere adapte olmuşlardır(üstelik ticari evcil hayvan besini de doğal değildir). Onlar için önemli olan diyetlerinin beslenme ihtiyaçlarını karşılayabilmesi,lezzetli olması ve hoşlarına gitmesidir. Kedilerin ve köpeklerin özel damak tatları vardır,ancak vegan yiyecekeleri ve damak tadını arttırıcıları(örneğin,gıda mayası,deniz bitkileri ve taklit et,balık ve peynir)hoş bulduklarını gösteren pek çok örnek de vardır.
Bir vegan diyetin besleyici ve lezzetli olmasına rağmen,pek çok kedi ve köpeğin birinci tercihi olmayabileceği de muhtemeldir. Seçme şansları varsa ,muhtemelen eti tercih ederler. Hayvan failliğini mümkün kılmayı ,onları mümkün oldukları durumlarda kendi iyiliklerine yönelik seçimler yapmalarına izin vermeyi savunmuştuk. Öyleyse,beslenme meselesinde neden etin onlara sunulan seçenekler arasında olmaması gerektiğini savunuyoruz? Çünkü bir vatandaşın özgürlüğü,başkalarının özgürlüklerine duyduğu saygıyla sınırlanmıştır. Karma insan-hayvan toplumunun köpek ve kedi üyeleri,diğer hayvanların öldürülmesini gerektiren besin hakkına sahip değildir. Avcı-av ilişkisi yaban hayvanları için bir zorunluluktur,evcilleştirilmiş hayvanlar ise adaletin gereklerinin mevcut olduğu karma insan-hayvan toplumunun birer vatandaşıdır. Adalet, evcilleştirilmiş hayvanların haklarını tanımayı gerektirir.Pek çok insan da et yemeyi tercih edebilir,ancak beslenme alternatiflerinin olduğunu düşünürsek,et yemek etik dışıdır.
Peki ya bazı kedilerin,diyetlerinde yeterince protein olmadan gerektiği gibi beslenemedikleri ortaya çıkarsa? Başka hayvanların öldürülmeme haklarını ihlal etmeden kedilerimizi besleme görevimizi nasıl yerine getirebiliriz? Mevcut seçenekeler arasında:1)kedilerin avlanasına izin vermek,2)onlar için etraftan hayvan ölüsü toplamak,3)kök hücrelerde büyüyen ‘’franken-et’’(frankenmeat)icat etmek ya da 4)kedilerin evcilleştirilmiş tavuklardan elde ettiğimiz yumurtaları yemesine izin vermek yer alır. İlk seçenek,yani kedi yoldaşların fare ve kuş avlamasına izin vermek,kuşları ve fareleri kendi elimizle öldürmekten daha iyi bir seçenek değildir. Kedi yoldaşlar topluluğumuzun birer parçasıdır, bu da yapabildiğimiz sürece ,onların başka hayvanlara şiddet uygulama becerisini sınırlamamız gerektiği anlamına gelir-tıpkı çocuklarımızı sınırlayacağımız gibi. Bir başka deyişle,karma bir insan –hayvan toplumunun üyeleri olarak sorumluluğumuzun bir kısmı da,başkalarının temel özgürlüklerine saygı duymada kendini düzenleyemeyen üyelere düzen getirmektir(örneğin,yaklaşınca fareleri ve kuşları uyarması için kedilere zil takmak,onları açık havada eğitmek gibi).


Hayvan ölülerini toplama seçeneği-örneğin,geç yaşta ya da yolda ölen hayvanların etini toplamak-ilginç sorular doğurmaktadır. Cesetlere değer vermek,saygı duymanın yollarından biridir. Bazıları,hayvanlar cesetlere saygısızlık fikrini anlama becerisine sahip olmadıkları için ,öldükten sonra onların bedenlerini itibarsızlaştırmamızın mümkün olmadığını savunacaktır. Saygı ilişkisinin yalnızca,saygı mefhumunu anlayan kişiler arasında olabileceği fikri ,içlerinden birinin öz-anlayışına dahil olmasa bile saygının iki kişi arasındaki ilişkide de olabileceğini savunan engellilik kuramcıları tarafından çürütülmüştür. Saygısızlık,sagı duyulmayan insan tarafından bu şekilde anlaşılmasa bile ,bu insanlara nasıl muamele edildiği,onların topluluğun tam birer üyesi olarak tanınıp tanınmaması üzerinde ciddi sonuçlar doğurabilir. Bu saygı mefhumunun da,hayvan cesetlerine olandan farklı bir standarda sahipsek,bu hem farklı bir saygı düzeyinin hem de hayvanları topluluğun tam üyesi olarak göremediğimizin işaretidir. Bu nedenle,hayvan cesetlerine insan cesetlerinden farklı muamele etmenin ne manaya geldiği hususunda dikkatli olmalıyız. Öte yandan,insan cesetlerine saygı duymaya ilişkin fikirlerimiz kültüre bağlı ve zaman içerisinde değişir. Otopsi yapmak ,insan bedenlerini bilimsel araştırma için kullanmak ,organ nakli-bir zamanlar bu pratiklerin cesetleri itibarsızlaştırdığı düşünülüyordu. İnsan bedenlerinden gübre elde etme teknolojisi de bu nedenle hayli tartışmalı. İnsan bedenlerini gübre olarak geri dönüştürmede ne sorun var?
Burada, cesetlere yapılan muamelenin tüm bireyleri ilgilendiren temel haklar alanına mı dahil olduğu, yoksa topluluğun sınırlarını ve üyelerin birbirlerine karşı görevlerini belirleyen vatandaşlıkla ilgili bir hak mı olduğu sorusu gündeme gelir. Bu soru her iki düzlem için de geçerli görünüyor. Bir yandan, insan cesetlerine yönelik bazı müdahaleler-yapmaktan imtina etmemiz gereken şeyler-evrensel olarak aşağılama ya da saygısızlık işareti olarak kabul edilmiştir. Diğer yandan ise,cesetlere karşı pozitif yükümlülüklerimize ilişkin fikirler-saygı göstermek için yapmamız gerekenler-kültürel (ve dinsel) olarak değişkendir,ilgili topluluğun sınırlarını belirler. Bu bir yandan,-hayvan ya da insan,vatandaş ya da yabancı herhangi bir bedene asla yapmamamız gereken şeyler olduğu ve topluluğun üyelerine borçlu olduğumuz özel yükümlülükler olduğu anlamına gelir. Örneğin,eğer bir insan yabancı bir ülkede ölürsse,cesedinin ülkesine iade edilmesi ya da kişinin ziyaretçi olduğu kültürden ziyade,ait olduğu kültür/din/topluluğun kurallarına göre muamele görmesi daha uygundur.


Dolayısıyla herhangi bir toplumda ya da toplulukta evcilleştirilmiş hayvanların bedenlerine de insan bedenlerine ettiğimiz gibi muamele etmeliyiz,ancak topluluğun dışından olanların cesetlerine karşı yükümlülüklerimiz aynı değildir. Kedi yoldaşımın cesedine,müşterek insan-hayvan toplumunun bir vatandaşı olduğunu gösterecek şekilde muamele etmem gerekirken, aynı muameleyi bir yaban hayvanına yapmak doğru olmayacaktır. Yaban hayvanı ,ölü bedenlerin çöp olup,bu yolla yaşam döngüsü içinde geri dönüşmesinin itibarsızlaştırma olmadığı farklı bir topluma aittir. Peki bu , o bedenleri kedilerimizi besleme kullanmamızın kabul edilebilir olabileceği anlamına mı gelir? Ya da bu yaban hayvanının hayatının bizim gözümüzde değersizleşmesine mi neden olur?
Cesetlere nasıl muamele ettiğimizle,bunun yaşama duyduğumuz saygıya gölge düşürebileceğiyle ilgili kaygılar,franken-etle-laboratuvarda kök hücrelerden elde edilen et-ilgili kaygılarıda beraberinde getirmektedir.Bir yandan ,bu tür gelişmeler et tüketimiyle ilgili muhalefetin üzerinden atlama imkanı sunmaktadır. Bu fikre göre,yaratılan şey hissedebilir bir canlı değil,sadece dokudur.Dolayısıyla bu etin yaratılmasından hiç kimse doğrudan zarar görmemektedir. Ancak,böylesi bir gelişmenin yaşama duyulan saygı üzerinde gittikçe artan bir etkisine ilişkin kaygılarda vardır. Eğer franken-et üretiminde insan değil, hayvan kök hücreleri kullanılıyorsa,bu kişilerin haysiyetine dair ciddi bir fark olduğunu göstermez mi? İnsan kök hücrelerinden tüketilecek et üretmemiz pek olası görünmüyor.Bu,kanibalizme karşı olan ve insanların yenemeyeceğini söyleyen tabuyu ihlal edecektir. Peki, bu durumda,hayvan kök hücrelerinden elde edilen eti yemek benzer bir ihlal olmayacak mıdır? Bazı veganlar için ,taklit et(ya da kürk veya deri)fikri de iğrençtir. Bazıları ise bu ürünlerde sorun görmez. İğrenme meselesi,saygı meselesiyle ilgilidir. Şüphesiz, makul insanlar mevcut sınırlara itiraz etmeyi sürdürecektir.


Kedileri,içinde et olmayan hayvansal proteinle,örneğin yumurtayla besleme imkanı,şüphesiz insan-hayvan toplumunda tavukların bu besinleri sağlamaları için kullanılmasının etik olduğu koşulların var olup olmamasına bağlıdır. Bu meseleyi daha önce ele almış,bunu yapmanın kabul edilebilir olduğu az sayıda bazı koşullar olabileceği sonucuna varmıştık. Ancak ticari yumurta(ya da süt) endüstrisi ürünleri muhtemelen uygun olmayacak (ve istismara açık olacaktır),dolayısıyla kediler için hayvansal protein sorununu çözecek kitlesel bir üretim olamaz. Ancak kedi yoldaşlarıyla birlikte yaşamak isteyen insanların bu sorunun çözümü, etik yumurta kaynaklarına sahip olmaktan,belki tavuk yoldaşlarla da yaşamaktan geçiyor olabilir.
Evcilleştirilmiş hayvanlar içinde kediler tek gerçek etçillerdir ve bu nedenle de insan-hayvan toplumuna ciddi biçimde meydan okurlar. İnsanların , kedi yoldaş edinip onların diyetlerine ve insan-hayvan toplumunun birer parçası olmaları için gerekli diğer kısıtlamalara ilişkin,belli bir seviyede ahlaki karmaşadan kaçma şansı olmayabilir. (Bu kısıtlamalar yalnızca beslenmeleriyle ilgili değildir,diğer hayvanları onların yırtıcı faaliyetlerinden korumak için kedileri dışarıda da dikkatlice izlemek gerekir.) Bu seviyede bir kısıtlama,kedilerin karma toplumun birer üyesi olarak gelişmeleri ihtimalini azaltmakta mıdır? Bu, soylarının tükenmesine neden olmamızı meşru kılar mı ? Bunlardan hiçbiri değilse de bu, bir insanın yoldaş bir kedi edinmeyi düşünmesinin,bazı gerekli kısıtlamalar altında büyük bir sorumluluğun (örneğin, onlar için lezzetli ve beslenme açısından uygun gıdalar bulmaya çalışmak ya da başkalarını tehlikeye atmadan dışarıda keyif alabilecekleri fırsatlar yaratmak gibi) altına imza atmasını gerektirdiği anlamına gelir. (ZOOPOLIS / HAYVAN HAKLARININ SİYASAL KURAMI KİTABI S:165,166,167)

Henüz Yorum Yapılmamış

    Yorumunuzu Yazın