Menu
İklim

İklim Değişikliği ve Hayvancılık Endüstrisi Arasındaki Etkileşim

İnsanlar tarafından atmosfere verilen gazların artması sera etkisine neden olmakta ve dünya yüzeyinde meydana gelen sıcaklık artışı da küresel ısınma olarak adlandırılmaktadır. İklimsel değişimlerde önemli bir yere sahip olan sera gazları, atmosfere geri yansıtılan uzun dalgalı kızılötesi ışınlara tutunarak, atmosferin ısınmasına sebep olmaktadır. Sera gazları, doğal olarak bulunmanın yanında insanların çeşitli faaliyetleri sonucunda da ortaya çıkmaktadır(Köknaroğlu ve Aknüal,2010). Bugün dünya, sanayileşme ve şehirleşmenin yanında artan nüfusun ihtiyaçlarının karşılanması noktasında, bitkisel ve hayvansal üretimi artırmak için kullanılan teknolojik ve kimyasal uygulamaların yarattığı küresel ısınmaya bağlı iklim değişikliği ile de karşı karşıyadır. IPCC (2007) raporuna göre 20yy.ortasından beri küresel sıcaklık ortalamalarında gözlenen artışın nedeni; %90’dan fazla oranda sera gazı emisyonlarındaki artıştan yani insan kaynaklıdır ( Demir ve Cevger,2007).

   Gelişmekte olan ülkelerdeki yaklaşık 2,5 milyar insanın geçimlerini tarımdan kazandıkları düşünüldüğünde iklim değişikliğinin insan refahı ve tarımsal üretimi ne oranda tehdit edeceği açık bir şekilde görülmektedir.  Tarımsal faaliyetler sonucunda ( enerji tüketimi, bitkisel ve hayvansal üretim, gübreleme, ilaç kullanımı vb.) meydana gelen CO2, CH4 ve N2O gibi sera gazları iklim değişikliğinin nedenleri arasında sayılmaktadır ( Akalın,2014).

   Sorun her şeyin başladığı yerde başlıyor yine: toprakta. BM’nin güncel toprak kaybı oranlarıyla, dünyada 60 yıllık hasat kaldığı tahmini yeni rakamsal verilerle de desteklenmekte. Toprağın bozulmasının kısmi sonucu olarak topraktan aldığımız randıman dünyadaki tarlaların %20sinde azalmaya başladı bile.

   Bir de su kaybını gözünüzün önüne getirin. Kuzey Çin Ovası, Birleşik Devletler’in orta bölümü, Kaliforniya ve Hindistan’ın kuzeybatısı gibi dünyanın en önemli tarım bölgelerinde ekinleri sulamak için kullanılan yer altı sularının seviyesi çoktan alarm vermeye başladı. Ganj Nehri aküferindeki su mesela, yeniden dolum oranının 50 katı kadar çekiliyor. Ama Güney Asya çiftçileri yiyecek talebini karşılamak için 2050 yılına kadar, mevcut suyun %80 ila %200 daha fazlasını kullanma beklentisi içinde. Peki, bu su nereden gelecek?

   Bir de yapısal unsurlar var. Küçük çiftçiler daha çok emek harcadıkları, daha fazla çeşitte ürün yetiştirdikleri ve toprağı daha büyük bir dikkatle işledikleri için haliyle büyük çiftçilere göre daha büyük hektar verimi alıyorlar. Dünyanın daha yoksul kesimlerinde 5 hektardan daha az alana sahip insanlar ekilebilir arazinin %30’una sahip olup gıdanın %70’ini üretiyorlar. 2000 yılından bu yana, Amerika Birleşik Devletleri’nin yaklaşık iki katı  büyüklüğünde verimli toprak haksız yere ve zorla ele geçirildi, büyük tarlalarla birleştirildi ve yoksul kesimin ihtiyacı için değil ithalat için ürün yetiştirilmeye başlandı.  Karada bunun gibi birçok sorun baş gösterirken denizler de plastikten geçilmez halde. Balıkçılık için harcanan çabada her geçen gün büyüyen teknelerle, motorlarla ve aletlerle ciddi bir artış gözlenmesine rağmen,nüfuslar katlanırken dünya çapında yakalanan balığın sayısı her yıl %1 oranında azalıyor. Topraklar ele geçirildiği gibi denizler de ele geçiriliyor: büyük şirketler küçük balıkçıların yerine geçip balığı ihtiyacı az ama parası çok olana satıyorlar. Dünyada yaklaşık 3 milyar insan büyük oranda balık ve kabuklu deniz hayvanlarından aldığı proteine bel bağlamış durumda. Peki bu balıklar nereden gelecek?

   Bütün bu anlattıklarımız yeterince zor herhalde. Ama insanların gelirleri arttıkça diyetleri de bitkisel proteinden hayvansal proteine doğru yön değiştiriyor. Dünyadaki et üretimi son 50 yıl içinde dört misli arttı ama küresel ortalama gıda tüketimi hala, her yıl vücut ağırlığımızı neredeyse tamamen etten oluşturduğumuz Birleşik Krallık’ın yarısı, ABD düzeyinin de üçte biri kadar. Beslenme şeklimizden dolayı, Birleşik Krallık’taki ekilebilir arazinin kapladığı alan ( talebimizi karşılaması gereken toprak ), tarım alanının 2,4 katı büyüklüğünde. Yani herkes bu diyete yönelirse gerekeni nasıl temin edeceğiz?

   Hayvancılıktaki çarçur harcamalar da hayret verici. Tahıl ve bakliyattan üretilen kalorinin %36’sı ve proteinin %53’ü çiftlik hayvanlarını beslemek için harcanıyor. Bu gıdanın üçte ikisi de bitkiden hayvana dönüştürülürken kayboluyor. Our World in Data, oluşturduğu bir çizelgede ortalama olarak, fasulye ya da bezelyeden bir gram protein almak için 0.01m2 toprağa ihtiyacımız varken sığırdan ya da koyundan üretmek için 1m2 toprağa ihtiyacımız olduğunu, yani arada 100 misli bir fark olduğunu gösteriyor (George Monbiot).

   Her yıl yaklaşık 56 milyar kara hayvanı insan tüketimi için kesilmektedir (Anonim,2015b). Tarım kaynaklı sera gazı salınımı,endüstriyel hayvancılık temelinde ele alındığında geleneksel karma  üretim sistemlerine göre 2 kat, mera bazlı üretim yapan sistemlere göre ise 6 kat daha fazla olduğu saptanmıştır (Verge ve ark.,2007). Ekili tarım alanlarının %70’i ve dünya karasal alanlarının %30’u hayvansal üretim ile doğrudan ilişkilidir (Fao,2006). Yem bitkileri üretimi için tüm ekilebilir arazinin yaklaşık üçte birine gereksinim duyulurken, otlatma uygulaması dünya karasal alanının %26’sını kaplamaktadır. Kurak bölgelerdeki otlatma arazilerinin yaklaşık %70’sinin genellikle aşırı otlatmaya bağlı bozulma sonucu erozyona uğradığı ifade edilmektedir.

   FAO (2009) bir raporunda hayvansal üretimin, küresel ısınma, arazilerin bozulması, hava ve su kirliliği ile biyolojik çeşitliliğin kaybı gibi dünyanın en önemli çevre sorunlarının önemli nedenlerinden biri olduğunu ifade etmektedir. Tahminlere göre 2050 yılına kadar çiftlik hayvanları üretiminin tarımın diğer alt sektörlerine göre gelişmekte olan dünyada iki kat daha hızlı büyüyeceği tahmin edilmektedir. Sanayileşmiş hayvansal üretimin artması, sera gazı salınımının artması, topraklardaki verimsizleşme, su kirliliği gibi çevresel sorunlara ciddi katkı sağladığı ifade edilmektedir (Anonim,2010).

   Büyükbaş ve küçükbaş hayvanların kullandığı otlakların birçoğunda üretim yapılamayacağı doğru olsa da ürün yetiştirmek yerine vahşi hayatı ve ekosistemleri sürdürmek için de pekâlâ kullanılabilirlerdi. Ama bu otlatma sistemleri çoğaldıkça, bataklıklar kurutuluyor, ağaçlar kesiliyor ve fideleri hayvanlara yem oluyor, yırtıcı hayvanlar imha ediliyor, yabani otçul hayvanların önü çitlerle kesiliyor ve başka yaşam formları da yavaş yavaş ortalıktan çekiliyor. Madagaskar’ın ve Brezilya’nın yağmur ormanları gibi muazzam bölgeler daha fazla hayvanı otlatmak için tahrip ediliyor. İhtiyaca ve aç gözlülüğe aynı anda yetecek toprak olmadığı için küresel çapta hayvan yemeye geçiş artık yoksul kesimin ağzındaki lokmayı kapmak anlamına geliyor. Tabii gezegenin neredeyse bütün köşelerine ekolojik bir temizlik yapmayı da gerektiriyor.  Nüfus artmasa bile diyetlerde yapılacak bir değişimi ayakta tutma mümkün olmayacak. Ama insan sayısı arttıkça et yemenin getirdiği açlık da büyüyecek.2010 yılında yapılan bir temel değerlendirme çalışmasında, BM et tüketiminin 2030 yılına gelindiğinde %70 oranında artacağını söylüyor.

   Bütün bunlara verilecek kolay bir cevap yok, ama en kritik değişim hayvan temelli diyetten bitki temelli diyete geçiş olabilir bu süreçte. Diğer unsurları hesaba katmadan, et üretimini ve biyoyakıt üretmek için toprak kullanımını durdurursak 4 milyar insana daha yeterli kalori sağlayabilir ve insanın tüketmesi için gerekli proteini iki katına çıkarabiliriz. Yapay et de işe yarayabilir: bir makaleye göre yapay et su kullanımını en az %82, toprak kullanımını da en az %99 oranında azalttığını öne sürüyor.

   ”Bir sonraki Yeşil Devrim önceki gibi olmayacak. Toprağı kırbaçla öldürmeye değil, nasıl ve neden kullandığımızı durup düşünmemize bağlı olacak. Yapabilir miyiz bunu, yoksa bizler – yaşayan gezegeni tüketen zengin insanlar – diyetimizi değiştirmek yerine küresel çaptaki ölümü daha mı kolay karşılarız?” (George Monbiot)

Kaynakçalar:

http://acikradyo.com.tr/makale-yorum-analiz/boyle-yemeye-devam-edemeyiz

https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/481789

 

2 Comments

  • AffiliateLabz
    16 Şubat 2020 at 01:01

    Great content! Super high-quality! Keep it up! 🙂

    Cevapla
    • admin
      18 Mayıs 2020 at 15:50

      thank you 🙂

      Cevapla

admin için bir cevap yazın Cancel Reply